Film İnceleme: BlacKkKlansman

0
200

Amerikan sinemasının belki de en kışkırtıcı yönetmeni olan Spike Lee’nin yine oldukça provokatif son filmi BlacKkKlansman, 1950’li ve 1960’lı yıllarda yoğunlaşan afroamerikan sivil hak mücadeleleri sonunda azınlıklarca kazanılmış olan haklar sonrası Amerika’sına bir bakış atmakta. Konusunu gerçek bir hikayeden alan “BlacKkKlansman”, filmde açıkça belirtilmemişse de, içerdiği öğeler itibariyle çıkarabilceğimiz üzere 1970’lerin ikinci yarısında geçmekte. Colorado Spring Polis Teşkilatına katılan heyecanlı ve azimli, şehrin ilk siyahi polisi Ron Stallworth (John David Washington), şehirdeki Ku Klux Klan ayağına acemice bir soruşturma başlatır ve olaylar gelişmeye başlar.

Filmin ilk bakışta anlaşılamayan ve zor söylenen orijinal ismi de buradan gelmekte aslında. Türkçeye her ne kadar “Karanlıkla Karşı Karşıya” diye çevrilmiş olsa da, filmin esas ismi “BlacKkKlansman” ironik bir şekilde soruşturma kapsamında tarihin belki de en “beyaz” örgütü olan Ku Klux Klan’a sızabilmiş, hatta onaylı üyesi olabilmiş ilk siyahi klan üyesinin hikayesini konu almasından ötürü seçilmiş. Ve ingilizcede Siyah anlamına gelen Black, Ku Klux Klan’ın kısaltması olan KKK ve Klan üyesi manasına gelen Klansman kelimelerinin birleşmesinden oluşturulmuş “BlacKkKlansman” (Siyahi Ku Klux Klan(KKK) üyesi gibi).

Yeni polis olmuş olan Ron Stallworth, istibarat biriminde görev alırken gazeteden gördüğü bir ilandan yola çıkarak telefon ile ulaştığı şehrin KKK ayağına yakınlaşmayı ve örgüte sızabilecek konuma gelmeyi başarır. Ortada tek bir sorun vardır, tamamiyle azınlıkların karşısında olan bu grup, bir afroamerikanı elbetteki aralarına kabul etmeyecektir. (bilindiğinin aksine KKK’in tek derdi afro amerikanlar değildir. göçmen, müslüman, yahudi vb.) Aynı teşkilatta narkotik departmanında görevli olan ve kendi de bir yahudi olan Flip Zimmerman (Adam Driver) yüzyüze görüşüleceği zamanlarda Ron’un yerine geçmeyi kabul eder ve böylece aylar sürecek trajikomik bir operasyon başlamış olur.

Cesur, Mert, Korkusuz & Kışkırtıcı

Böyle bir hikayeyi Spike Lee’den başkasının çekmesi düşünülemezdi doğrusu. Filmde tarih belirtmiyor oluşunun sebebi bile, yarattığı zamansızlık hissiyatı ile günümüzde de değişen hiç bir şey yok dersinin bir parçası aslında. (Filmde görüp de halimize güldüğümüz ve üzldüğümüz son dönemde ülkemiz siyasetinde de Türkçe hali kullanılmış olan Ku Klux Klancıların kullandığı “Love it or Leave it” sloganı bize zaten anlatıyordu gerçi bu durumu ama.) Bugüne kadar hep Stan Lee sinemasının temelini oluşturan o azınlık merkezci sineması yine güçlü kadın karakterler ve farklı sınıfların mensubu olan karakterler ile desteklenmiş. Bunun yanında daha önce zaman zaman bunlara odaklanmaktan unutmuş olduğu hikayecilikteki hünerlerini de en üst seviyede sergilediği bir yapım olmuş “BlacKkKlansman”. Ama en önemlisi bence uslubundaki değişim olmuş. Bugüne kadar meseleleri anlatırkan o içinden öfke fışkıran uslubunun yerini, söyleyeceklerini yine sakınmadan, ama bu sefer öfke yerine ironi ve zıtlıkların oluşturduğu komedinin gücüne dayanan bir uslup almış. Yine ironik bir şekilde belki de, bu değişime de Spike Lee’nin bugüne kadar ki o öfkeli siyah adam rollerinin merkezinde olmuş olan Denzel Washington yerine, yeni nesil bir Washington (Denzel Washington’ın oğlu John David Washington) eşlik etmiş. Ne kadar böyle bir değişim varsa da, Spike Lee filmlerinin imzaları olan Dolly Shot’lar, kameraya karşı konuşmalar yine bolca mevcut filmde.

BlacKkKlansman’ın en etkileyici yanı ise, müthiş kurgusu sanırım. Film beni nasıl yakalamayı başarmışsa, izlerken kaç kere yaşlı teyzeler gibi,  “ay yapma, etme” derken buldum kendimi. Aradaki bir “A Spike Lee Joint” ten çok Hollywood filmi olan Inside Man’i saymassak,  25.Saat’ten bu yana çekmiş olduğu en iyi film olmuş kesinlikle. Yine oldukça korkusuz ve açık sözlü bir film ile karşımızda Spike Lee. Filmde de dokunmuş olduğu Donald Trump yandaşı kitlelerden çekinilmez ise, önümüzdeki ödül sezonunda ismini çokca duymamız da kuvvetle muhtemel. Umarım günün birinde, korkmadan, özgürcene bu kadar cesur filmler ülkemizde de çekilebilir hale gelir.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here